Bu Blogda Ara

31.1.19

DİYET KİTABI TAVSİYE :)

Bu gün size okuduğum diyet kitapları hakkında bılgı vermek ıstedım. Hep kilo problemim olduğundan zaman zaman arayışa gırdım. Okumayı seven biri olarak kitaplarda aradım çareyi.
92 kilodan 83 Dukan ın kitaplarıyla duştum.Sonra Herbalıfe kullanıp 83 den 63 düştüm.Özge Bezirci Şekersiz 21 gun ile kilomu korudum.Sağlıksız beslenerek suan 73 çıktım ama Pazartesi başlıyorum ☺☺☺Ve artık verince almayacağım kararlıyım :)

Neyse gelelim kitaplara ilk 2 kitabım dukana ait




1-Kitabı D&R'dan aldım.Diyet hakkında her bilgiye ulaşılıp uygulamanız sağlayan 320 sayfa Direk Pierre Dukan tarafından yazılmış. Türkçeye çevirense güzel bir çeviri yapmış akıcı ve güze dili








2- Kitabı yine D&R dan aldım.Nette çok tarif var Fakat ben kitap üzerinden gitmeyi sevdiğim için bu kitabı temin edip okudum.İçinde tatlıdan,tuzluya,ekmekten ,sebzeye,proteine her şey var.1. kitabı alıp Dukan yaparım diyorsanız kesinliklikle bu kitabıda alın.
408 sayfa










3. Kitap Şekersiz 21 gün.Kitapta asıl beslenme mızın nasıl olması gerektıgını ve Sağlıklı yasamın nasıl olması gerektığını anlatıyor.240 sayfa.

Eğer sizde gerçekten kılo verıp öğrendıgınız şeylerı uygularım dersenız kesınlıkle bu 3 kitabı alıp yasantınızı bellı rutınlere bağlamalısınız ben bağlamadım 92-63 dusmusken 10 gerı aldım.Sımdı tekrar 63 dusup kitaplardan aldıgım bılgılerı rutın yasantıma yansıtacagım......



Sevgiyle Kalın....❤❤❤❤❤❤❤❤

25.1.19

İNGİLTERE'DE ÖĞRETMENLER TARAFINDAN ÖĞRENCİLERE OKUNMASI ZORUNLU KILINAN KİTAPLAR

Merhaba Sevgili Okuyucularım,


Araştırmalarım sonucunda İngiltere'de öğretmenlerin öğrencilerine zorunlu kıldığı aşağıda listesini sunacağım kitapların içinde iki yazar gözüme çarptı. George Orwell ve Charles Dickens.....
İki yazarın hayatı ve başarılarını bir sonraki yazımda paylaşacağım.Gelelim lisede en çok okunması gerekenden sırayla.




1.1984    (George ORWELL)

  • Yayınevi:            Can Yayınları
  • İlk Baskı Yılı:    2000
  • Sayfa Sayısı:      352
  • Dil:                    Türkçe

2. Bülbülü Öldürmek         (Harper LEE)

  • Yayınevi:          Sel Yayıncılık
  • İlk Baskı Yılı:  2014
  • Sayfa Sayısı:    355
  • Dil:                   Türkçe

3.Hayvan Çiftliği               (George ORWELL)

  • Yayınevi: Can Yayınları
  • İlk Baskı Yılı: 2001
  • Sayfa Sayısı: 160
  • Dil: Türkçe

4.Sineklerin Tanrısı   (William Golding)

  1. Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
  2. İlk Baskı Yılı: 2006
  3. Sayfa Sayısı: 262
  4. Dil: Türkçe

5.Fareler ve İnsanlar   (John Steinbeck)

  1. Yayınevi: Sel Yayıncılık
  2. İlk Baskı Yılı: 2012
  3. Sayfa Sayısı: 128
  4. Dil: Türkçe

6.Harry Poter Serisi   (J.K.ROWLİNG)

1. Harry Potter ve Felsefe Taşı
2. Harry Potter ve Sırlar Odası
3. Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4. Harry Potter ve Ateş Kadehi
5. Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6. Harry Potter ve Melez Prens
7. Harry Potter ve Ölüm Yadigârları

7.Bir Noel Şarkısı   (Charles DİCKENS)

1.Yayınevi:İthaki Yayınları
2.Sayfa Sayısı: 144
3.İlk Baskı Yılı: 2018
4.Dil: Türkçe


8.Gönülçelen (J.D .STALİNGER)




    1.Yayınevi: Cem Yayınevi,
    2.Sayfa sayısı :229
    3.İlk baskı Yılı :1951
      4.Dil: Türkçe

      9.Bir Noel Şarkısı   (Charles DİCKENS)

      1.Yayınevi: Iasos
      2.Sayfa Sayısı: 400
      3.İlk Baskı Yılı: 2016
    4.Dil: Türkçe

10.Gurur ve Önyargı (Jane AUSTEN)



1.Yayınevi: Karbon Kitaplar
2.Sayfa Sayısı: 453
3.İlk Baskı Yılı: 2017
    4.Dil: Türkçe

24.1.19

ANNE KAFAMDA BİT VAR





KİTABIN ADI :ANNE KAFAMDA BİT VAR/12 EYLÜL ANILARI
YAYIN EVİ     :CAN YAYINEVİ
YAZARI          :TARIK AKAN
SAYFA            :136 SAYFA


Rahmetli Büyük Üstad Tarık Akan'ın  12 eylül anılarını yazdığı çok güzel bir kitap.Sayfa sayısı az ve akıcı bir kitap olduğunundan bir pazar sabahı başlayıp aksamına bitirdim.Kesinlikle tavsiye ediyorum. Gerçekte yaşanan olayları ve gerçek insanları kapsadığı için arşivde de bulunması gereken bir kitap.


Sana hiçbir şey olmayacak, göreceksin bak. Elini kolunu sallayarak dışarı çıkacaksın.' Uçak havaalanına yaklaşırken Müjdat (Gezen) beni yatıştırmaya çalışıyordu. Onu duymuyor gibiydim. Tutuklanacak olursam onun neler yapması gerektiğini düşünmeye çalıştım; tanıdık birkaç kişinin adını saydım. 'Onları hemen ara, avukatımı devreye sok,' dedim; bir de bütün gazeteleri aramasını tembihledim. Durduk. Herkes hareketlendi, ben bir türlü yerimden kalkmak istemiyordum. Gönülsüz, ağır hareket ediyordum. Müjdat'a döndüm: 'Beni götürürlerse bavulumu sen al,' dedim. 'Bavulla şubeye gitmek istemiyorum. Yan ceplerinden birinde telefon defterim var, onu yok et..."


KİTABIN  AÇIKLAMASI

Uzun zaman sonra aklanıp serbest kalan Tarık Akan, aradan yıllar geçse de o günlerin baskılarını, acılarını unutamadı ve sonunda yaşadıklarını yazıya döktü. Anne Kafamda Bit Var, o zorlu günlerin bir tutanağı. Bu kitapta anlatılanlar, özellikle 1970’lerin ikinci yarısından başlayarak Türk sinemasının nitelikli filmlerinde unutulmaz oyunlar çıkaran Tarık Akan’ın az bilinen bir yönünü ortaya çıkarıyor.
Anne Kafamda Bit Var’da, 12 Eylül dönemindeki yargılanma sürecinin yanı sıra Atıf Yılmaz ve Şerif Gören gibi yönetmenler, ünlü hukukçu Burhan Apaydın gibi pek çok tanınmış ad ve önemli olayla ilgili anılar da yer alıyor; Yılmaz Güney cezaevindeyken gizli saklı çekilen Yol filminin serüveni de anlatılıyor.


Sinema sanatçısı Tarık Akan, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin hemen ardından, 1981 başlarında, Almanya’da yaptığı bir konuşma yüzünden yurda dönüşünde tutuklandı. Tutuklanmanın nedeni, sağcı bir gazetenin manşete çıkardığı yanlı ve yalan haberdi. Böylece uzun bir yargılanma süreci başladı. Siyasî Şube, sorgulanmalar, itilip kakılmalar, aşağılanmalar, soğuk hücreler, bitli fareli koğuşlar, sağcılar, solcular, devrimciler, idamlıklar…




TARIK AKAN KİMDİR?

Tarık Akan, gerçek adıyla Tarık Tahsin Üregül 13 Aralık 1949 yılında İstanbul’da, ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokula babası subay olduğu için görev nedeniyle önce Erzurum’da başladı, sonra babasının tayininin çıkması nedeniyle ilkokulu Kayseri’de tamamladı. Babası emekli olduktan sonra yeniden İstanbul Bakırköy’e taşındılar. Ortaokul ve liseyi Bakırköy’de okuyan Akan liseden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği bölümüne gitti. Makine mühendisliğinin ardından Gazetecilik Yüksek Okulu’nu kazandı ve mezun oldu. Sinema hayatından önce Bakırköy’deki plajlarda hem cankurtaranlık yaptı hem de aynı zamanda sokaklarda işportacılık yaptı. Ses Dergisi’nin 1970 yılında düzenlediği Sinema Artist Yarışması’na katıldı ve birinci oldu. Gelen birincilikten hemen bir yıl sonra 1971’de Filiz Akın ve Ekrem Bora’nın başrolünü üstlendiği sinema filmi ‘Emine’ ile ilk kez beyazperde ile tanıştı. Askerlik görevini 1979 yılında yedek subay olarakDenizli’de yaptı. Sinemanın inişe geçtiği yıllarda 1978-1981 arasında ticari taksi alıp kiralama sistemiyle ticaret hayatına başladı. 1980 yılında 12 Eylül Darbesi zamanında 12 yıl hapis cezasıyla yargılanıp daha sonra iki buçuk ay hapis cezası aldı. 7 Ağustos 1986’da ise Yasemin Erkut ile evlendi ve bu evlilikten aynı yıl Barış Zeki Üregül dünyaya geldi. 1988 yılında Yaşar Özgür ve Özlem adında ikiz çocukları doğdu. Akan, evlendikten 4 yıl sonra boşandı ve 1990 yılında Acun Günay ile birlikte yaşamaya başladı. Bakırköy’de bulunan Taş Mektep adlı ilkokula 1991 yılında ortak oldu. Takip eden yıllarda 1995’te Aziz Nesin’in vefatının ardındangörevi sürdüren oğlu Ali Nesin’den Nesin Vakfı başkanlığını devraldı 2002 yılında ise Anne KafamdaBit Var isimli kitabını yayınladı. Bbu kitapta 12 Eylül Darbesi’nden sonra yaşadıklarını yazdı. Sinema Kariyeri 1970-1976: 1970 yılında SesDergisi’nin düzenlediği Sinema Artist  Yarışması’nda birinci olduktan sonra oyunculuk kariyeri başlayan Akan 1971’de Fatma Girik ve Münir Özkul’un başrollerini paylaştığı ve Mehmet Dinler’in yönettiği ‘Solan Bir Yaprak Gibi’ filminde Murat karakterini canlandırarak Yeşilçam’a giriş yaptı. Daha sonra filmler ardı sıra gelmeye başladı ve 1972’de gösterime giren diğer filmi ‘Beyoğlu Güzeli’ isimli filmde Hülya Koçyiğit ile başrol oynadı. Bu filmde Ertem Eğilmez ile ilk kez çalışan Akan bu arada 1970’li yıllarda kendisiyle özdeşleşmiş olan “Ferit” adlı karakteri oynadığı ilk filmi oldu. Mehmet Dinler’in yönettiği romantik-komedi tarzındaki ‘Suçlu’ adlı filmiyle ilk büyük başarısını elde ederek 1973 yılında Altın Portakal Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü aldı. Yine aynı yıl Halit Akçatepe, Akan ve dönemin çocuk oyuncusu olan Kahraman Kıral, birlikte ‘Canım Kardeşim’ isimli filmde oynadı. Film daha sonra Yeşilçam’ın klasikleri arasında yer bulup en iyi dram filmlerinden biri oldu. 1975 yılına kadar birçok filmde yer alan Tarık Akan bu kez de Yeşilçam’ın en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen ‘Mavi Boncuk’ isimli filmde oynadı. Ve hemen ardından yine 1975 yılında gişede hasılat rekoru kıran,Yeşilçam’ın bugüne kadarki en iyi komedifilmlerinden biri olarak kabul gören ‘Hababam Sınıfı’ filminde ‘Damat Ferit’ karakterine hayat verdi. 1975 yılı Akan için en verimli geçen yıllardan biriydi de denilebilir. Akan, Hababam Sınıfı’ndan sonra Ateş Böceği, Çapkın Hırsız, Gece Kuşu gibi filmlerde başrol oynadı. Sadece bunlarla değil bu filmlerin sonrasında art arda üç romantik-komedi filminde daha rol aldı. Gösterime girdiği dönemde büyük hasılat yapan ve Yeşilçam’ın, bilinen en iyi romantik-komedi filmlerinden biri olan ‘Ah Nerede’ adlı filmde Gülşen Bubikoğlu ile birlikte başrol oynadı. En iyi Türk filmlerinden biri olarak tarihe geçen ve klasikler  arasında yer alan ve Yeşilçam sinemasınınen kalabalık kadrolarından sayılan ‘Bizim Aile’ isimli filmde 1976 yılında rol aldı. Akan, 70’lerde Gülşen Bubikoğlu ile oynadığı romantik-komedi filmleriyle büyük başarı yakaladı. 1977-1989: 1976 yılından sonra köklü bir değişimle romantik-komedi dalından çıkıp daha ciddi ve biraz da siyasi içerikli  filmlerde oynama kararı aldı. Bıyık bıraktıktan sonra oynadığı ilk film dram gerilim filmi ‘Baraj’ oldu. Arkasından Nehir, Şeref Sözü ve Cüneyt Arkın ile beraber başrolü paylaştığı Maden gibi filmlerde oynadı. Bu film yine Yeşilçam tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1976-1978 yılları arasında çeşitli filmlerde oynamayı sürdürdü. 1979’da gösterime giren ‘Sürü’ adlı filmde Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz ile beraber oynadı ve film hem o dönemde büyük yankı uyandırdıhem de en iyi filmler arasına girmeyi başardı. 2011 yılında Altın Portakal Film Festivali’nde Geç Gelen Altın Portakallar gecesinde bu filim ile En İyi Film ödülünü almaya hak kazandı. Bunun sebebi ise 12 Eylül Darbesi’nden sonra 1980 yılında ödül töreninin düzenlenememesiydi. 1979’da ilk olarak ‘Adak’ ardından ‘Demiryol’ isimli filmde Fikret Hakanile başrol oynadı. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu dalında dört ödül alan film büyük başarı gösterdi. 12 Eylül Darbesi’nden dolayı Yeşilçam’da az film çekiliyordu dolayısıyla Tarık Akan 1980 yılında hiçbir filmde oynamadı. 1981 ve sonrasında Deli Kan, Herhangi Bir Kadın ve Yol adlı filmlerde yer aldı. Yol filmi 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde en büyük ödül olan Altın Palmiye ödülünü alarak Türkiye’ye bir ilki yaşattı. Dünya çapında vizyona giren film ile Akan, Cannes’da En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildi. 1984 yılına kadar yine çeşitli filmlerd

e rol alan Akan bu yıldailk olarak Zeki Ökten’in yönetmenliğini yaptığı ‘Pehlivan’ adlı filmde oynadı ve bu filmdeki performansıyla 21. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Anne Kafamda  Bit VarTarık Akan bu kitabında uzun tutukluluk ve yargılanma sürecini anlattı. 12Eylül Darbesi’nin sonrasında ve 1981 yılının başlarında Almanya’da yaptığı bir konuşma yüzünden Türkiye’ye geldiğinde tutuklanmış ve aylarca tutuklu kalmıştı. Akan, kitabında dönemin önemli olaylarına da yer verdi. Tarık Akan siyasi görüşünü kendi cümleleriyle şöyle açıklıyor; “Sanatçı dediğin andan itibaren dünya bakışı, yaşamı, görüşleri, her şeyi politiktir. Bu politik düşünce hiçbir zaman gerici, muhafazakâr, tutucu bir politika değildir” görüşünü savunmuştur. Tarık Akan’ın Ardından Sanatçı Tarık Akan’ın ölümünün ardından Başbakan Binali Yıldırım taziye mesajı yayınladı. Yıldırım mesajında “Türk sinemasının önemli isimlerinden Tarık Akan’ın vefatını teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Tarık Akan’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve bütün sanat camiamıza başsağlığı diliyorum” dedi. Akan’ın vefat haberinin ardından sosyal medyadaki en çok konuşulan paylaşım Kemal Sunal’ın oğlu Ali Sunal’dan geldi. Kemal Sunal’ın  kan’l‘Hababam Sınıfı’ filminden bir fotoğraf paylaşan Ali Sunal; “Güle güle kalbi de yüzü kadar yakışıklı abim. Tek tesellim iki kardeş kavuştunuz. Nur içinde yat” ifadelerini kullandı. Ediz Hun; “Çok çok üzücü bir haber… Çok kıymetli ve çok başarılı bir aktördü. Hem komedi türünde hem aşk türünde hem macera türünde çok değerli filmlere imza attı. Tarık’ı, çok genç sayılabilecek bir yaşta kaybettik, üzüntümüz çok büyük… Aramızdan ayrılması, gerek biz arkadaşları gerekse Türk sineması adına çok büyük bir kayıp.” Türkan Şoray; “Canımızdan bir parça gitti… O benim, bizim yol arkadaşımızdı. Tarık’ı kaybettik evet ama o hep bizimle olacak, hep bizimle yaşayacak. Sinemaya ve ülkesine olan aşkıyla, onurlu duruşuyla hep saygıyla anılacak.” Filiz Akın; “Almanya’dayım. Öğrendiğimde resmine bakakaldım. Hiç ihtimal vermiyordum. O savaşçıdır, tedavi süresinde kendini göstermek istemedi ama kısa zamanda sağlığına kavuşacaktır diye düşünürken… Bu habere halen inanamıyorum. Nurlar içinde yat. Mekânın cennet olsun… “ Hülya Koçyiğit; “Onurlu, hassas, duygusal, eğitime gönül vermiş ve bu bağlamda Taş Mektep’i kurmuş olan, hayatı boyunca inandıklarının peşinden giden, bunun için mücadele veren, Türk sinemasına çok önemli sanatsal filmler kazandıran bir ustayı kaybettik. Acımız çok büyük. Sevgili arkadaşımı sonsuz sevgiyle anıyorum. Mekânı cennet olsun.” Hale Soygazi; “Çok iyi bir arkadaşımdı, çok iyi bir oyuncu ve çok iyi bir insandı. En güzel filmlerimi birlikte yaptık, Tarık’ı kaybetmek hiç beklemediğim bir şeydi. Söyleyecek bir şey bulamıyorum şu anda çok üzgünüm. Aramızda bir takım görüşleri paylaşıyorduk, mail üzerinden haberleşiyorduk, en son geçen sene telefonlaşmıştık. Türk sinemasının en önemli aktörlerindendi. Ailesinin, sevenlerinin ve sinemamızın başı sağ olsun. Güle güle güzel arkadaşım…” Neden Ferit? Tarık Akan’ı herkes Ferit ismiyle tanıdı fakat Akan aslında Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı filmlerde Ferit ismini kullandı. Bunun nedeni ise Eğilmez’in kaybettiği ve çok sevdiği oğlunun unutulmamasını istediğindendir. İşte bu yüzden Eğilmez, ‘uzun oğlum’ diye sevdiği Tarık Akan’a her zaman Ferit adını yakıştırıp filmlerinde de kullanmıştır. Ölümü Akciğer kanseri tedavisi gören Akan 16 Eylül 2016 tarihinde yaşamını yitirdi. 18 Eylül 2016’da ise Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda düzenlenen anma etkinliğinin ardından Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Bakırköy’deki Zuhuratbaba Mezarlığı’na defnedildi.

21.1.19

ABİM DENİZ

've ben  24 YAŞINDAYKEN kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten ONUR DUYUYORUM...'


Böyle seslenmişti asılırken Deniz...Ben siyasi ,tarih,psikoloji kitapları okumayı çok severim.ilk okuduğum kitap Dar ağacında Üç fidandı. Abim Deniz kitabının beni cok etkilemesinin sebebi kardeşi tarafından anlatılanın kaleme alınmasıydı 1 haftada bitirdim adeta elimden bırakamadım. Aşağıda size kitabın tanıtımını geçeceğim.Kesinlikle okunması gereken çok güzel bir kitap...Bir kahve sessiz bir oda ve kitap enfes üçlü :) Hoş ben kitaplarımı artık gürültülü ortamda okuyorum.3 yaşında bir oğlum var ve beni
yalnız bırakmıyor.



KİTABIN ADI            ABİM DENİZ
YAZAR                  CAN DÜNDAR
ANLATAN                HAMDİ GEZMİŞ
YAYINEVİ               CAN YAYINLARI
SAYFA SAYISI           480 SAYFA
KONUSU                   “Bu kitapta Deniz’in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız. Neden bugün hâlâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da her yıl biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingde isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi Direnişi patladığında AKM’nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız.”

Bugüne kadar özenle saklanan fotoğraflar, mektuplar ve belgeler, Can Dündar’ın deneyimli gazeteciliği ve Deniz’in yıllarca sessiz kalan kardeşi Hamdi Gezmiş’in tanıklığıyla birlikte ilk defa bu kitapta gün yüzüne çıkıyor.

Devrim ideali peşinde fedakârca koşturmuş bir kuşağı ve dönemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz Denizlerin “onurlu ve cesur” duruşlarına içten bir selam…




YAZIMI BİTİRİRKEN SÖYLE SESLENMEK İSTİYORUM;

AŞK OLSUN SANA ÇOCUK AŞK OLSUN...

17.1.19

BORGİA DİZİ ÖNERİSİ

Merhaba Sevgili Okurlarım;


İzleyip çok beğendiğim bir diziyi sizle paylaşmak istedim.Gerçekten dizinin konusu ve çekim kalitesi harika.Birde beni  bir film ,kitap ya da dizi izlerken en çok cezbeden şey konunun gerçek hayattan alınmış olmasıdır.Diziyi Turkcell tv+ da izledim.2 sezon uda 3 günde bitirdim :) gelin aşağıda gerçek BORGIA ailesi kimmiş öğrenelim.




Borgia Ailesi, Rönesans döneminde İtalya'da büyük bir güç kazandı {bak.  Rönesans). İspanyol kökenli olan bu soylu aile, 15.16. yüzyıllarda entrikalarla kilise ve siyasette çok etkili oldu. 19. yüzyılda bu aileyi konu alan silahşor romanları yazıldı. (Borgia' nın İspanyolca yazılışı Borja'dır.)

Alfonso de Borgia (1378-1458), 


1443te İtalya'ya yerleşti; 1455'te III. Calixtus adıyla papa oldu. Alfonso de Borgia iyi yürekli ve bilgili bir kişiydi. Yeğeni Rodrigo Borgia (14311503) ise, uçarı, keyfine düşkün, kurnaz ve hırslı bir adamdı. Alfonso de Borgia yeğenini kayırarak ve ayrıcalıklı davranarak ona hak etmediği bir hoşgörü gösterdi. Bir din adamı olmasına karşın, Rodrigo'nun evlilik dışı sekiz çocuğu olmuştu. Rodrigo 1492'de, rüşvet ve türlü aldatmacalarla rakiplerini atlatarak, VI. Alexander adıyla papa olmayı başardı. Gelmiş geçmiş papalar içinde en vicdansızıydı denebilir. Papalığı süresince türlü rezaletlerle ünlenen Rodrigo, başta oğlu Cesare Borgia ve kızı Lucrezia Borgia olmak üzere, ailenin gücünü ve zenginliğini artırmak için çalıştı.


Cesare Borgia (1476-1507). 


Zorbalığı ve acımasızlığıyla kısa sürede ün kazanan Cesare'nin, papa olan babasının güvenini yitirmemek ve kendi çıkarlarını korumak için, öz kardeşi Juan'ı öldürtmekten kaçınmadığı söylenir. Kardeşinin ölümü Cesare'nin tasarladığı bir cinayet olmasa bile, bu gizemli ölümden yarar sağladığı bir gerçektir. Babası Papa VI. Alexander ise, siyasal oyunları için destek sağlamak amacıyla Cesare'ye yanaştı. 1498'de Fransa Kralı XII. Louis karısı Jeanne'dan boşanmak istediğinde, Papa Alexander onay bildirgesini kendi amaç ve çıkarları için imzalayarak, Cesare ile krala gönderdi. Buna karşılık kral, Cesare'yi Valentinois Dukalığı ile ödüllendirdi; gerektiğinde de askeri yardımda bulunacağına söz verdi.
23 yaşındayken, İtalya'nın merkezinde yeni bir krallık kurmayı tasarlayan Cesare, türlü hile ve hainliklerle bunu nerdeyse başarıyordu. Çok acımasız bir askerdi ve papa olan babasının desteğine güveniyordu. Ne var ki, Papa VI. Alexander ölünce, bunu fırsat bilen düşmanları Cesare'yi yakalayarak tutukladılar. 1506'da kaçmayı başaran Cesare, Navarre Sarayı'na sığındı. Viana kalesinin kuşatılması sırasında Öldürüldü.


Lucrezia Borgia (1480-1519),



 babası ile ağabeyinin siyasal entrikalannda araç olarak kullanıldı. Siyasal çıkarlar uğruna dört kez evlendirildi. Bu evliliklerden ikisi papanın kararıyla, üçüncüsü de Lucrezia'nın kocasının, cinayet olduğundan kuşku duyuları ölümüyle sona erdi. Lucrezia, kan dökücü eylemlerle ve zorbalıkla suçlanırsa da bu suçlamalara ilişkin somut bir kanıt yoktur. Lucrezia, gençlik yıllarıyla ilgili olumsuz söylentilere karşın, sonradan adını temize çıkarmayı başardı. Dönemin birçok ünlü sanatçısını koruması altına alan Lucrezia, İtalyan edebiyatı ve resim sanatının gelişmesinde etkili oldu.
Francisco de Borgia (15101572), Alexander'ın torununun oğludur. İspanya'da doğan Francisco kendi ülkesinde öğrenim gördü ve önemli görevlerde bulundu. Karısının ölümünden sonra Cizvitler'e katıldı. 1551'de rahip olan Francisco, yaşamını misyonerliğe ve Cizvit tarikatının öğretisini yaymaya adadı. 1565'te tarikatın başkanlığına getirildi. Ölümünden sonra 1671'de azizlik katına yükseltilerek, Aziz Francis Borgia olarak anıldı.



Kaynak:http://www.nuveforum.net/1716-genel-kultur-b/64153-borgia-ailesi-francisco-alfonso-cesare-lucrezia-borgia/

6.1.19

GABRİEL GARCİA MARQUEZ KİMDİR?




Belkide tanımakta geç kaldığım bir yazar okunması gereken beş kitabını alıp okumak için sabırsızlanıyorum.Onunla ilk tanışmam 91.yaş gününde google koydu doodle oldu. Kim ki acaba derken bir anda kendimi kitabını almış buldum.Simdi 2019 ilk kitabı olarak bu gün itibariyle okumaya başladım. Gabriel için Büyülü gerçekliğin ustası diyorlar.Şimdi hayatına kısa bir göz atalım ve okunması gereken 5 kitabını listeleyelim.



GABRİEL JOSE DE LA CONCİLİACİON GARCİA MARQUEZ



Gabriel José de la Conciliación García Márquez 1927 yılında Aracataca, Kolombiya’da dünyaya gelmiştir. Tüm Latin Amerika coğrafyasında “Gabo” takmaadıyla bilinir. Yazar; roman, hikaye, oyun ve senaryo yazarlığı yapmıştır.


Kolombiya Ulusal Üniversitesi'nde başladığı hukuk ve gazetecilik öğrenimini yazarlık kariyerine odaklanmak için yarım bırakmıştır. 1940 yılından itibaren uzun yıllar gazetecilik yapmıştır.


Marquez 1952 yılında ilk romanı olan Yaprak Fırtınası’nı yazmıştır. Yazarın, 1961 yılında yayımlanan “Albaya Mektup Yok” adlı romanını, 1962’de “Hanım Ana’nın Cenaze Töreni” romanını takip etmiştir. Marquez, başyapıtı “Yüzyıllık Yalnızlık” adlı kitabını, 1967 yılında Meksika’da yazmıştır. Yazarın “çocukluk yıllarını edebi bir dille geride bırakmak” amacıyla yazdığı kitap, dünya çapında büyük ilgi ile karşılanmıştır ve klasikleşmiş bir eser olmuştur. Kolombiyalı yazar, Yüzyıllık Yalnızlık kitabının bir bölümünden etkilenerek yazmış olduğu diğer öykülerini 1972’de “İyi Kalpli Erendira” isimli kitapta derlemiştir.


Marquez 1972 yılında Neustadt Uluslararası Edebiyat Ödülünü ve 1982 Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır. Edebiyat dünyasında “Büyülü Gerçeklik” akımının öncü yazarları arasında yer almaktadır.


Yazarın 1982 yazdığı ve Yüzyıllık Yalnızlık’tan sonra ülkemizde en çok sevilen eserlerinden biri olan Kırmızı Pazartesi’de ülkemizde töre cinayeti olarak adlandırılan cinayetlere benzer bir öykü anlatmaktadır.


Marquez’in 1985 tarihli romanı “Kolera Günlerinde Aşk”, acı çekmeyi yücelten temasıyla dikkat çekmektedir.


Marquez, edebiyat dünyasındaki başarısını sinema alanında da göstermiştir. Birçok filmin senaryosunu yazan başarılı yazar aynı zamanda oyunculuğuyla da takdir kazanmıştır.


Yazar 14 Nisan 2014 yılında 87 yaşında Meksika’da bulunan evinde vefat etmiştir. Ölümünden sonra Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos , Marquez için “Bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı” sözlerini dile getirmiştir.



ESERLERİ


aprak Fırtınası ( 1995 )

Albaya Mektup Yazan Kimse Yok (1961) (Günümüzde “Albaya Mektup Yok” adıyla Can Yayınları tarafından basılmaktadır.)

Hanım Ağanın Cenaze Töreni ( 1962 )

Şer Saati ( 1962)

Yüz Yıllık Yanlızlık ( 1967 )

Mavi Köpeğin Gözleri ( 1973 )

Başkan Babamızın Sonbaharı ( 1975 )

İyi Kalpli Erendira (1978)

Kırmızı Pazartesi ( 1981 )

Kolera Günlerinde Aşk ( 1985 )

Labirentindeki General (1989 )

Aşk ve Öbür Cinler ( 1994 )

Benim Hüzünlü Orospularım ( 2004 )


OKUNMASI GEREKEN 5 KİTABI


  1. AŞK VE ÖBÜR CİNLER
  2. BAŞKAN BABAMIZIN SON BAHARI
  3. KIRMIZI PAZARTESİ
  4. KOLERA GÜNLERİNDE AŞK
  5. YÜZYILLIK YALNIZLIK




YENİ YILIN İLK KİTABI :) BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM

BENİM HÜZÜNLÜ OROSPULARIM


KİTABIN ADI          : Benim Hüzünlü Orospularım
KİTABIN YAZARI       :Gabriel Garcia Marquez
SAYFA SAYISI         :96 sayfa
YAYIN EVİ            :Can Yayınevi


Yeni yılın ilk kitabı konusunu duyunca heyecanlandım.İlginç konulu kitaplar hep ilgimi çekmiştir.Kısa sürede okuyup size kesin bilgilerimi sunacağım....


KISACA KİTABIN KONUSU



Doksan yaşına girmiş bir adamın aşkı tatmasını anlatan kısa bir roman.Doksanıncı yaş gününü kutlayan yaşlı gazeteci o güne kadar parasını vermeden hiçbir kadınla birlikte olmamıştır. 
Aşk denilen kavramdan çok çok uzaktır. Doğum gününde pek fazla vakti kalmadığının bilinciyle kendine bir ödül vermek ister. Fakat Delgadina adını verdiği kızı sadece izlemekle yetinir. Uyanıkken hiç görmez onu, bir kez bile konuşmazlar. O uyurken ona hikaye okur, saçlarını okşar, hayal kurar. Güzelliği ve saflığı karşısında elinden başka hiçbir şey gelmez. 
Zamanla onu yalnızca izlemeye ve kendi hayatında geriye giderek yaşadıklarını hatırlamaya, kendi geçmişiyle ve şimdisiyle çekişmeye başlar. Bu sırada doksan yaşında kendini tanır, o zamana kadar fark etmediği pek çok şeyin farkına varır.
“Her şeyin yerli yerinde olması, her işin zamanında yapılması, her sözün yakışık aldığı gibi söylenmesi gerektiği şeklindeki saplantımın düzenli bir kafaya yaraşır bir ödül olmadığını, tam tersine doğamdaki düzensizliği gizlemek için kendi uydurduğum bir yapmacıklık gösterisi olduğunu keşfetmiştim; cimriliği mi örtbas etmek için cömert gibi göründüğümü, akılsız olduğum halde ihtiyarlık tasladığını, içimde bastırdığım öfkelerime yenik düşmemek için uzlaşıcı olduğumu, sırf başkalarının vaktini ne kadar az umursadığım anlaşılmasın diye dakik davrandığımı anlamıştım.
 En sonunda aşkın ruhsal bir durum değil, bir burç işareti olduğunu keşfettim.”



2.1.19

FRANSIZ KAFKA DÖNÜŞÜM HAKKINDA FİKİRLERİM







Fransız Kafka coğu kişiden duyduğum bır yazardı.Hatta kıtapcılara gıttıgımde hep ındırım reyonlarında gözume ilişen markette kitap raflarında bulunan bır yazardı.Hal böyle olunca neden bır kıtap bu kadar ucuzdur acaba dedıgımı hatırlıyorum.(tıpkı bır tisört alırken pahalısı ıyısıdır mantıgı tipik tük mantıgı :) ) Ama ön yargı hayatta en kötü şey insan için kitap için ya da herhangi birşey için.
Bunu dönüşüm kitabını okudugumda daha iyi anladım.Kitap gözümün önünde olayları canlandırmama sebep oldu.Kendı ıc dünyama dönmeye .Birgün bende böcek olarak uyansam ne olurdu dedım.Ve sunu anladım gereksız kaygıydı.İşte anladım ki Fransız Kafkanın anlatım biçimiydi.Toplumdan dışlanan kendını dışlanmıs hısseden bir bireyin cırpınışı....
kitap kesınlıkle tavsıyemdır.Ve bundan sonra okunacaklar lısteme daha cok Fransız Kafka ekleyeceğim....

Franz Kafka'nın Eserleri



Roman 

Dava, (1925)
Şato, (1926)
Kayıp, (Amerika) (1927)

Hikaye 

Değişim, (1915)
Bir Savaşın Tasviri
Taşrada Düğün Hazırlıkları
Şarkıcı Josefine ya da Fare Ulusu
Ceza Sömürgesi (1919)
Çin Seddi
Bir Akademiye Rapor

Mektuplar

Milena'ya Mektuplar
Babaya Mektup

Günlükler

Günlük 1-2
Aforizmalar

24.12.18

FRANSIZ KAFKA KİMDİR?

FRANSIZ KAFKA 3 TEMMUZ 1883'TE PRAG'DA DOĞMUŞTUR.
3 HAZİRAN 1924 'TE AVUSTURYA'DA ÖLMÜŞTÜR.
20. yüzyılın ve modern Alman edebiyatının önde gelen yazarlarındandır. Yaşamı boyunca pek tanınmayan Kafka, yakın arkadaşı Max Brod'a verdiği vasiyetinde tüm yazdıklarının imha edilmesini rica etmişti. Fakat Max Brod, Kafka'nın Viyana'da ölümünün ardından aksi yönde hareket ederek elindeki eserleri yayımlamaya başladı. Kafka, ölümünden sonra da olsa, dünyaca ünlü bir yazar haline geldi.
Eserlerinden özellikle dilimize Değişim ya da Dönüşüm adıyla çevrilen romanında işlediği konuyla 20. yüzyılın sanayi sonrası Batı toplumunun açmazını ve içine düştüğü yalnızlık ve yabancılaşma sürecini çok iyi gözlemlemiş ve işlemiştir.
Franz Kafka 3 Temmuz 1883'te orta sınıf bir Yahudi ailesinin ilk çocuğu olarak Prag'da dün
yaya geldi. O zamanki milletler mozaiği olan Avusturya İmparatorluğuna bağlı Bohemya Krallığında yaşadı. Anadil olarak ilk etapta Almanca konuşan Kafka ailesi, Çekçeyi de konuşabiliyordu. Ailenin en büyük çocuğu olan Kafka'nın iki erkek kardeşi (Georg ve Heinrich) küçük yaşta hayatlarını kaybettiler. Kızkardeşleri Elli, Valli ve Ottla ise Nazi Almanyasının organize ettiği Yahudi soykırımında hayatlarını kaybettiler.
Kafka 1889'da Fleischmark'ta Deutsche Knabenschule'ye gitti. Çocukluğunda rol oynamış başlıca kişiler Fransız mürebbiye Bailly, kâhya kadın Marie Werner'dir. O sıralarda Prag'da genel olarak konuşulan dil Çekçe'ydi. Ufak yaşlarda da Bauer ile tanıştı. 1920'lerin başında tanıştığı Milena Jesenska, 20 yıl sonra 1944'de Alman toplama kampında hayatını kaybedecekti, onun üzerinde güçlü bir etki yarattı. 1923'te ailesinin etkisinden kaçmak ve yazmaya konsantre olmak için Berlin'e taşındı, orada da Dora Dymant adında bir sevgilisi oldu. Dora, Milena'dan şanslıydı Nazi Almanyasına direndi ve 1952'de Londra'da öldü.
1917'de Kafka verem olduğunu öğrendi. 1919 yılında geçirdiği ağır gripten dolayı hastaneye kaldırıldı. 1922'de emekli oldu, maddi durumu kötüydü ve sağlığı gittikçe bozuluyordu. Ömrünün son 6 haftasını sanatoryumda geçirdi. 3 Haziran 1924'te 41 yaşında yaşama veda etti.
Franz Kafka, hayatı baştan kaybedilmiş bir savaş olarak görse de bıraktığı eserler, onu hayatı yenilgiye uğratan ender insanlardan birisi yapmıştır.
Kafka eserlerinde insanın gizli kalmış korkularını, burjuva yaşamının sahte aile ilişkilerini, bürokrasinin çıldırtan işleyişini gözler önüne serer. Karamsar mizacı eserlerindeki karakterleri çaresizlikle donatmıştır. Nitekim Dava'nın kahramanı Josef K. neyle suçlandığını bir türlü öğrenemeyerek yavaş yavaş karanlığa gömülür. Aynı durum Şato'da kadastro memuru Bay K'da da görülür.
Kayıp'sa diğer eserlerinden ayrılarak iyimser bir tutumla kaleme alınmıştır.
Yine de Kafka, eserlerinde çaresizliği de işlese nikbinliği de, Albert Camus'un deyişiyle Korku Çağı yok olana dek güncelliğini koruyacaktır.

Franz Kafka'nın Eserleri

Roman 
  • Dava, (1925)
  • Şato, (1926)
  • Kayıp, (Amerika) (1927)
Hikâye 
  • Değişim, (1915)
  • Bir Savaşın Tasviri
  • Taşrada Düğün Hazırlıkları
  • Şarkıcı Josefine ya da Fare Ulusu
  • Ceza Sömürgesi (1919)
  • Çin Seddi
  • Bir Akademiye Rapor
Mektuplar
  • Milena'ya Mektuplar
  • Babaya Mektup
Günlükler
  • Günlük 1-2
  • Aforizmalar

Tüm Eserleri

Kafka'nın yaşadığı dönemde yayımlanan eserleri:
1909 - Ein Damenbrevier
1909 - Gespräch mit dem Beter (Dua Eden Adamla Sohbet)
1909 - Gespräch mit dem Betrunkenen (Sarhoşlarla Sohbet)
1909 - Die Aeroplane in Brescia (Brescia'daki Uçaklar)
1912 - Großer Lärm (Büyük Gürültü)
1913 - Betrachtung (Gözlem)
1913 - Das Urteil (Yargı)
1913 - Der Heizer (Ateşçi) Amerika olarak bilinen romanın ilk bölümü
1915 - Die Verwandlung (Dönüşüm)
1915 - Vor dem Gesetz (Yasanın Önünde) Dava adlı romanın bir bölümü
1918 - Der Mord (Cinayet); Kardeş Katili öyküsünün ilk hali (1919)
1918 - Ein Landarzt (Bir Köy Hekimi) 13 öyküden oluşan bir kitap; aralarında On Bir Oğul ve Bir Akademiye Rapor öyküleri de bulunmaktadır
1919 - In der Strafkolonie (Ceza Sömürgesi)
1921 - Der Kübelreiter
1924 - Ein Hungerkünstler (Açlık Sanatçısı)
Kafka'nın ölümünden sonra yayımlanan eserleri:
1904-1905 - Beschreibung eines Kampfes (Bir Savaşın Tasfiri)
1907-1908 - Hochzeitsvorbereitungen auf dem Lande (Taşrada Düğün Hazırlıkları)
1914 - Erinnerungen an die Kaldabahn (Kaldabahn Hatıraları)
1914-1915 - Der Dorfschullehrer (Köy Öğretmeni)
1915 - Blumfeld, ein älterer Junggeselle
1916-1917 - Der Gruftwächter
1916-1917 - Die Brücke (Köprü) Brod'un Başlığı
1917 - Eine Kreuzung
1917 - Der Schlag ans Hoftor (Çiftlik Kapısına Vuruş) Brod'un Başlığı
1917 - Der Jäger Gracchus (Avcı Gracchus) Brod'un Başlığı
1917 - Beim Bau der Chinesischen Mauer (Çin Seddi'nin İnşaasında)
1917 - Eine alltägliche Verwirrung Brod'un Başlığı
1917 - Der Nachbar (Komşu) Brod'un Başlığı
1919 - Brief an den Vater (Babaya Mektup)
1920 - Heimkehr Brod'un Başlığı
1920 - Die Abweisung (Geri Çevrilme)
1920 - Zur Frage der Gesetze (Yasalar Sorunu Üzerine)
1920 - Das Stadtwappen (Kent Arması) Brod'un Başlığı
1920 - Kleine Fabel (Küçük Fabl) Brod'un Başlığı
1920 - Die Truppenaushebung
1922 - Forschungen eines Hundes (Bir Köpeğin Araştırmaları) Brod'un Başlığı
1922 - Das Ehepaar
1922 - Der Aufbruch (Gezinti)
1922 - Gibs auf Brod'un Başlığı
1923-1924 - Der Bau Brod'un Başlığı
1925 - Der Prozess (Dava)
1926 - Das Schloss (Şato)
1927 - Der Verschollene (Amerika) İlk olarak 1912 yılında Kayıp olarak tasarlandı, fakat Brod tarafından Amerika olarak yayımlandı.

DÖNÜŞÜM - FRANSIZ KAFKA

KİTABIN ADI                   : DÖNÜŞÜM
YAZARI                            : FRANSIZ KAFKA
SAYFA SAYISI                 :104
YAYIN EVİ                       : CAN YAYINEVİ


KONUSU:İlk kez 1915'te "Die Weissen Blaetter" adlı aylık dergide yayımlanan Dönüşüm, Kafka'nın en uzun ve en tanınmış öyküsüdür ve yayımlanmasının üzerinden nerdeyse bir asır geçmesine rağmen hâlâ tüm dünyada en çok okunan kitaplar arasındadır.
17 Ekim 1912'de Felice Bauer'e gönderdiği mektupta Kafka Amerika romanı üzerinde çalıştığını, ilerleyemediğini görünce sıkıldığını ve yataktan kalkamaz hale geldiğini, bu nedenle bir öykü yazarak ara vermek istediğini yazar. Dönüşüm işte böyle ortaya çıkar.
Kumaş pazarlamacısı olan Gregor Samsa'nın uykusundan kocaman bir böceğe dönüşerek uyanmasıyla başlayan Dönüşüm, giderek gerçeklikle kurmacanın sınırlarını zorlayan müthiş bir anlatıma dönüşür.

(Tanıtım Bülteninden)



KİTABI KISA SUREDE OKUYUP SİZE
BURADA FİKİRLERİMİ SÖYLEYECEĞİM.....

VERONİKA ÖLMEK İSTİYOR


KENDİ DÜNYASINDA YAŞAYAN HERKES DELİDİR 


Paulo Coelho 'nun kesinlikle okunması gereken kitaplarından biri.Şiddetle tavsiye ediyorum.Yine usta yazar olayları o kadar güzel canlandırıyor ki bir an sanki sinemada kitabı izliyor sandım.D&R da indirimde.Kitap Çok kalın olmadığı için kalın kitap okumaktan sıkılanlar içinde ideal...


KISACA KONUSU:Veronika hayatın bütün zevklerini tatmış ama ruhsal bunalımdan da bir türlü çıkamamış bir karakter...Bu yüzden intihar girişiminde bulunuyor.Ama başarısız oluyor.Akıl hastahanesine alınıyor.Ve olaylar burada başlıyor.....


not:Resim alıntıdır




12.12.18

KÜRK MANTOLU MADONNA :) GÖZ YASLARIYLA OKUDUGUM KİTAP....

❤❤❤KÜRK MANTOLU MADONNA❤❤❤❤

Dünya'nın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?”(S.ALİ)

Merhaba;


Bugün size Sabahattin Ali 'nin Kürk ;Mantolu Madonna'sını tanıtmaya  çalışacağım.Yoksa Raif Bey'in Madonnası mı demeliyim?Raif Bey'in hazin hikayesini okurken içindeki güzel betimlemelerle Kürk Mantolu Madonna'yı tasvir etmek Çokta zor olmamıştı. Kitabı okumam tam 48 saatımı aldı.Her sayfayı çevırdığımde yeniden heyecanlanıyordum. Acaba bu sefer ne olacaktı?Hele bir sahnesi var tren sahnesi hüngür hüngür ağladım. Tavsiyemdir!!' kesinliklikle okunması gereken güzide bir eser.....

KİTABIN YAZARI:            SABAHATTİN ALİ
YAYIN EVI     :            YKY
SAYFA SAYISI  :            164 SAYFA

NEREDE NE KADAR?


D&R /KİTAPYURDU/İDEFİX HEPSİNDE (7.80TL) 


KLASİK TANITIMI:

1998’ten bu yana YKY (Yapı Kredi Yayınları) tarafından basılan kitap müthiş bir satış başarısı yakalayan ve ilk basımı 1943 yılında Remzi Kitabevi’nden çıkan “Kürk Mantolu Madonna”,  kitap olarak basılmadan önce 1941 yılında 48 bölüm halinde “Hakikat” gazetesinde “Büyük Hikaye” başlığı altında yayımlanmıştır.
Sabahattin Ali, Büyükdere’de ikinci kez askerliğini yaptığı dönemde sol bileğini sakatlamasına rağmen romanı yazmaya devam etmiştir.
Kitap 73 yıl sonra 2016 yılında İngilizceye çevrilerek “Modern Klasikler” serisi adı altında “Madonna In A Fur Coat” ismiyle Penguin yayınları tarafından yayımlanmıştır. Kitabın İngilizceye çevirisini “Maureen Freely” ve “Alexander Dave” gerçekleştirmiştir.
Hep başkalarının istediği gibi yaşayan Raif Efendi, memnuniyetsiz hayatının tek bir anıyla değiştiğine şahit olacaktır: Maria Puder isminde bir kadına âşık olduğunda... Babasının isteğiyle Berlin’e giden ve oradaki bir sanat galerisinde hayran kaldığı bir tabloyla karşılaşan Raif Efendi, tabloda resmedilen kadın portresinin  Andrea Del Sarto tarafından resmedilmiş "Madonna delle Arpie" adlı tablodaki Meryem Ana (Madonna) tasvirine benzediğini düşünür. Raif Efendi, daha sonra takıntı derecesinde hayran olduğu tablodaki yüzün sahibiyle karşılaşacaktır. 
Madonna ismi, Orta-Çağ İtalyancasında “ma donna” öbeğinden gelmektedir. “Ma donna”, kısaca “leydim” anlamına gelir ve Hz. Meryem’in sıfatlarından biridir. 

11.12.18

BANA DELİ DERLERDİ

BANA DELİ DERLERDİ


YAZARI                :John Monahan
YAYINEVİ              :Panama
SAYFA                 :304 Sayfa


KISACA TANITIM


Garip elektrikli aletler, kabarcıklar çıkaran deney tüplerinin yanında cızırdayıp uğultular çıkarıyor. Kambur bir asistan ameliyat masasına bağlı, üzeri örtülmüş halde yatan adamı kontrol ediyor ve hemen yanında beyaz laboratuvar önlüğünü giymiş dâhi doktor çılgınca gülüyor. Dr. Frankestein’dan Dr. Jekyll’a kadar bu deli bilim adamlarının köklerine indiğinizde bunların, gerçek bilim insanlarından, bilimsel ortodoksiye meydan okumuş ve aklın sınırlarını zorlamış kadın ve adamlardan esinlenilmiş olduğunu öğrenmek şaşırtıcıdır. Bu kitap, Arşimet’ten Newton’a, John Hunter’dan Nikola Tesla’ya, Marie Curie’den Einstein’a kadar bilimin ve bilginin sınırlarını zorlamış ve kimi zaman dâhilikle delilik arasında gidip gelmiş ama bilimsel çalışmalarından asla vazgeçmemiş bilim adamlarının şaşırtıcı öykülerini anlatmaktadır.

BENİM DÜŞÜNCELERİM



Ben kitabı A101 den 3,95 aldım.Çok ümitli degildim çünkü ilk defa marketten bir kitap alıyorudum.Ama okudukça çok eglendım.Kitap bilimi severn herkesın okuması gereken cok guzel bır kıtap.Kitapta çılgın bili adamlarından zamanında yaptıgı ıcat anlasılmayıp delı denılen bılım adamları dahıl herkes var.Okunulması gereken bır kıtap.İçindeki su ithaf sözünü unutamıyorum;



YAZAR OLMA İSTEĞİM NEDENİYLE BANA DELİ DİYEN
AMA YİNE DE BENİM KÖTÜ ESERLERİMİ
(ÇOCUKLARIMDAN BAHSEDIYORUM)
YARATMAMDA BANA BİR ŞEKİLDE 
YARDIMCI OLAN KARIMA
VE
BENİ LABORATUVARA GÖTÜREN BABAMA


DİYET KİTABI TAVSİYE :)

Bu gün size okuduğum diyet kitapları hakkında bılgı vermek ıstedım. Hep kilo problemim olduğundan zaman zaman arayışa gırdım. Okumayı seven ...